Hayvanlar dünyasından çarpıcı ayrıntılar
Kediler ve köpekler çim yerler (kusmak için) Kurtlar kusmak için ısırgan otu yerler. Arslan yaralandığında ağzına su ve toprak alır, çiğner sonra tükürür. Bir miktar yoğurduktan sonra yaraya sürer. Zira çamur zehiri emer. Peki diğerleri?
Avustralya’da yaşayan gökkuşağı papağanları,yaralarına ulaşamadığı zaman eşlerinin yardımı ile tükrüğünü yaralarına sürerek iyileşmesini sağlarlar.
Yaralı geğik ve karaca yosuna oturur. (Antibiyotik olduğu için)
Kurtlar yılan sokmalarında “yılan otu”denilen otu yerler.
Kedi 100 m yükseklikten sırtüstü atıldığında hemen kuyruğunun yardımıyla ayaklarının üzerine düşecek şekilde döner. 4 ayağını paraşüt gibi açar ve zararsız düşer.100 metreden düşüş ile 32.kattan düşüş arasında fark yoktur.Fakat 7.kattan atılan kedi frenleme sistemine geçemeden düştüğü için zarara uğrar. (usta paraşütçü..)
YABAN ARISI
Yaban arısı bir çekirge yakalar, toprakta açtığı bir deliğe götürür ve orada çekirgeyi ölmeyecek şekilde sokarak bayıltır. Bundan sonra yumurtalarını konserve haline getirdiği çekirgenin yanına bırakır.Bundan maksat yumurtadan çıkan yavruların,doğduklarında ihtiyacı olan canlı yemin yavru arılara sağlanmasıdır.Delikten uçup giden ve kısa bir süre sonra ölen yaban arısı yavrularını hiç görmez.
Penguenin kuluçkası ilginçtir.Yumurtasını suya bırakmaz.Donacağı için buza koyamaz.Onun için buzullarda taş toplayıp üzerine yumurtlar.
Zürafalar haftada ortalama 230 kg bitki yiyor. Günde 1/ 2 saat uyuyor (5 dakikalık kestirmelerle) Onlar kestirirken sarıgagalı sığırkakan ikaz eder.
Zürafa 3-4 günde bir su içer. Başını ani kaldırdığında başı dönmez.
Zürafa saatte 55 km hız yaparlar. Kenya’nın 8 bölgesinde yaşarlar.
AKREP TANK GİBİ KORUNAKLI
Akrep çelik zırhla kaplı korunmuş gerçek bir tanktan farksızdır.
İki gün su altında hiç hava almadan kalabilir.
3 yıl boyunca hiçbir şey yemeden hayatta kalabilir.
Derin dondurucuda 24 saat kaldıktan sonra bile canlılığını sürdürür.
Radyasyona dirençlidir. Zehir oranı arttıkça radyasyona direnci de artar. Akrebin zehirinden antinükleer aşı üretilmektedir. Kanı beyazdır. Bu serum atom bombardımanının yol açtığı yaraların kapanıp,hücrelerin yeniden üremelerine imkan sağlıyor.
Som balıkları bulundukları ırmaktan 800 km açıldıkları halde koku alma vasıtasıyla yine eski yerlerine gelip yumurtlayabilmektedirler.
KEÇİ KUYRUĞUNDAN HAVA TAHMİNİ
13 Kasım 1972’de Almanya’nın kuzeyinde kasırga koptu. Tesir alanı 110 bin hektar. Saatte 180 km hız.50 milyon ağaç yerle bir oldu. Ama 37 hayvan ölüsü vardı. Bir gün önce geyikler,dağ keçileri,yaban domuzu kaçışıyormuş.
Yaban kazları ve ördekler göç ediyorsa, keçiler kuyruklarını bacak arasına kıstırıyorsa, havada bulut yoksa da yağmur beklenir. Kazların sesi yakından gelirse hava iyi olacak demektir. Örümcek şevkle ağ örüyorsa hava güzel olacak demektir.
Arı iğnesini sokar zehirini aktarır. Ayrıca iğnenin bir daha çıkmamasını sağlayan çengeller var. Kendi ölür ama 24 saat iğne zehir pompalamaya devam eder. İğneyi hemen çıkartmak gerekir.
Çukurlu çıngıraklı yılanlarda kızıl ötesi dedektör var. Kanser teşhisinden, füzelere, oradan enerji santrallerinin kurulacağa yere, oradan haydutların yakalanmasına kadar bir çok alana bu durum örnek olmuştur.
Karınca alt çene avını yakalar,gedik açar,testere gibi kullanır. Alt çenenin yapısından yararlanarak pens yapılmıştır.
KARINCANIN TARAKLI BACAĞI
Karıncanın bacağında tarak vardır. Sık kıllardan meydana gelen tarakla antenlerini temizler. Kursaklarında besin taşır. Aç bir arkadaşı ile karşılaştığında kursağını arkadaşına dayar ve besler. Bu olaya trofalazi denir. Dadı karıncalar kraliçe tarafından kendilerine teslim edilen larvaları havalandırır, bakar Gençler çalışır,yaşlılar hoşgörü ile karşılanır. Karıncalarda soğuk havada kullanmak üzere % 10 gliserol vardır.
Brezilyanın geniş çayırlarında yaşayan şemsiye karıncalar yuvalarını kurmak için 250 m3 toprak yığarlar Her karınca ömrü boyunca 1 kg toprak taşıyor. Yani kendi ağırlığının 5000 katı. Aynı biçimde bir çalışma ile insan topluluğunun gökdelen yapılması söylenseydi, her birimize 350 ton tuğla taşımak gerekirdi.
Karıncalar cemaatçidir. 3-4 m yükseklikte 100 m2 yer kaplayan binalar yapan termitlerde. Termitlerin binaları içinde yollar,hava yolları,besin depoları, melike ve kurtçuklar için özel odalar vardır. Termit(karınca)tepesi çelik bir levha ile ikiye bölündü. Buna rağmen yaşamlarını sürdürdüler. Her iki melike karınca hapsedildi yine iş devam etti ama kraliçe öldürülünce yapı durdu.
Avustralyalı Bayan Sidney karıncaların cenaze törenini anlatıyor. Karıncalar ikişer ikişer sıralanarak cesetlerin bulunduğu yere intizamla geldiler. İki karınca ilerledi ve arkadaşlarından birinin cesedini aldı,sonra diğer ikisi ilerledi sonuna kadar hepsi aynı şeyi yapınca,artık karıncalar yürümeye hazırdı. Herkes intizamla ilerlerken tembel olan bazıları cenazeden kaçındı. Bunlara hepsi çullandı,tek mezara attılar,cenaze töreni yapılmadı.
ÇEKİRGENİN 20 KAT ZIPLAMASI
Çekirge bir sıçramada vücut boyunun 20 katı mesafe atlar. Bu durum insanın 3 adım atmada 100 metreyi aşması gibidir.
Uçurtma kelebeği 140 gramlık kazıklara bağlanıyor. İpi koparıyor. Ancak 150 gramı koparamıyor. Bir atlet bu böceğin kabiliyetine sahip olabilseydi bir çukura devrilmiş 8-9 tonluk bir kamyonu doğrultabilirdi.
Uçurtma kelebeği baş kısmındaki geyiklerdekine benzer boynuz gibi antenleriyle herhangi bir şeyi kaldırabilir. Bu gösteriyi insan yapabilseydi bir cambazhanenin sütun başlarına dişleriyle asılmış bir trapez cambazı beline sarılmış 130 arkadaşını tutabilirdi.
Bacakları 2,5 mm olan bir pire bir sıçrayışta bir masanın bir tarafından diğer tarafına sıçrayabilir. Bir olimpiyat şampiyonu aynı şekilde bir gösteri yapabilseydi bir sıçrayışta 215 m uzun atlayacak ya da 130 m yüksek sıçrayabilecekti.
Yusufçuklar hiçbir yere konmadan 100 km’lik bir yolu katedebilir İzdivaç mevsiminde 15-35 km süratle bataklık üzerinde uçar. Kanadının yarısı kesilse de yine devam eder.
KAFASI KESİLEN TAHTAKURUSU
Yusufçuk kanadını saniyede 28 defa,eşek arısı 100 defa kanat çırpar. Kara sinek saniyede 1000 defa kanat çırpar. Harikadır. Hiçbir adale bu kadar süratle işleyemez.
Tahta kurusunun kafasını kesiyorlar bir sene daha yaşıyorlar.
Deve kuşu saatte 120 km hız yapıyor.
Kırlangıç saatte 171 km hızla uçar.
Taon denilen sinek türü saniyede 345m yani saatte 1242 km hız yapıyor.Yani fişek hızı.
Ağaçkakanların gagasında şok absorbe edici süspansiyon sistemi vardır. Bir ağaçkakan yuvasının deliğini kazmak için bıkıp usanmadan 5-6 saat gagasıyla oymacılık yapar. Saniyede 8-10 darbe indirir. Beton kırma makinesi gürültü ile çalışırken onu tutan işçi ellerini koyduğu yere başını koysa,birkaç saniye dursa mucize olur. Gaga ile kafatası arasında süngerimsi doku var. Beton yuva yaptılar onu da deldi. Plastik ağaçlar yaptılar. Ağaçkakan oydu ama yuva yapmadı. Yumurta da bırakmadı. Çünkü plastik ağaç gibi ses çıkaramayınca,dişisini çağıramıyordu. Bugün boksörler hemen emekli olurken ağaçkakan hala devam ediyor.
Sedefli deniz salyangozunun her bir çizgisi ay gününe karşılık gelir. Spiral şeklinde salyangozun gittikçe büyüyen bölmeleri o kadar çok bölme oluşturur ki nihayet huni şeklini alır. Sayı 31 bölmedir. Her bir iç bölme bir aylık büyümenin dilimine karşılık gelir. Ne kadar bölme varsa o kadar ay yaşı vardır. Ne kadar çizgi varsa o kadar gün geçmiştir. Her bir çizgi geceleyin bir satha çıkış ve gündüz 400 metreye dalışı gösterir. Yani canlı takvim..
Renkli mercan kayalıklarında yaşayan balıkların çok müthiş renk değiştirme kabiliyetleri vardır. Kahverengi kayanın altında kahverengi,sarının altında sarı,kırmızı da kırmızı rengi alır.
ET VE OTUN SİNDİRİMİ
Böcek yiyen kirpinin sert böceklerin kabuklarını kırabilmesi için sivri kesici dişler ve dikenli elbise verilmiş. Arslan dahi tostoparlak olmuş bir kirpiye bir şey yapamaz.
Et yiyen hayvanların bağırsaklarının kısa oluşu ile ot yiyen hayvanların bağırsaklarının uzun oluşu etin kolay otun zor sindirilmesindendir. Sığır otun zor sindirildiğini nereden biliyor?
Kurtlar arsa sınırlarını idrarları ile belirlerler.
Atlar salıverilip vahşileşince,beşer altışar bir araya toplanıp gruplar meydana getirir. Gruplar ne kadar karıştırılmaya çalışılırsa çalışılsın reis taifesini seçip ayırıyor. Hatta bir doğum vukua gelirse. yavru tepeler aşacak hale gelene kadar,reisleri kesinlikle kafileyi yerinden kımıldatmıyor. Bir iki hafta tay kuvvetlenince harekete izin veriliyor.
Pelikan balığı 500-2000 metre derinlik arasında yaşar.Ağzı ve çeneleri çok büyük,vücudu çok incedir. Yakaladığı avları kesesinde toplayarak depo eder. Derin ve karanlık sularda avlanmak zordur da ondan.
Fener balığı uzunca bir üçgene benzer uç kuyruk geniş bölüm ağızdır. Balığın başında anten ve ışık demeti var. Avlanmak istediğinde anteni yakıyor. Işığa balıklar gelince,ağzına doğru çekince balıklar da içeriye giriyor.
BALIĞIN SUSTALI ÇAKISI
Cerrah balığı kendisini düşmanlarından korumak için sustalı çakısı var. Tam kuyruk dibinin iki yanında sert kıkırdak yuvada saklı iki bıçak tehlike zamanı açılarak düşmanı hacamat eder. Dalgıçlar için bile tehlikelidir.
Kuş sesleri;Bütün kuşların seslerini,hatta ormana giren balta,dozer,grayder seslerini taklit eden kuşlar var. Ardıç kuşu nağmesinde 4 ayrı notayı birden çıkarır. Tarla kuşu saniyede 80 ayrı notanın söylendiği bir hızda 103 değişik melodi çıkarır. Hususi olarak yaratılmış insanlar konuşmaya müsait olan dil,gırtlak,ses telleri,burun ve ağız boşlukları gibi yardımcı uzuvlarla donatıldıkları halde bunların çoğuna sahip olamayan bir bülbülün en mükemmel nameleri çıkarması,papağanın insan sesini taklit etmesi nasıl izah edilir?
Bütün hayatı birkaç haftadan ibaret mikroskobik canlı rotatorlar dam üzerindeki kuru curuflarda suyu çekilmiş,tekerlek organı vücut içine alınmış olarak 59 sene kalır. Mumya gibi çok yüksek ve düşük ısı derecelerinde ölmeden muhafaza edilir.
Kızıldeniz’de bulunan dil balığı kendisine saldıran köpek balığına saldırı esnasında süt gibi sıvı salgılar. Öyle ki kendilerine saldıran köpekbalıkları artık çenelerini kapatamazlar. Zira çeneleri felç olmuştur. Ayrıca bu sıvı deniz kirpileri ve kaya balığını derhal öldürür.
SİVRİSİNEĞİN KAN EMME KAPASİTESİ
Kızıldenizdeki dil balığı “pordaksin “dediğimiz sıvı salgılayıp felç ediyor. Balık çenesini kapatamıyor.
Ateş böceğindede pardoksin var. Dört ateş böceğinin zehiri bir litre suya karıştırılıp,köpek balığına verildiğinde önce onu sarhoş ederek hırpalamakta ve sonunda felç edebilmektedir.(Hani kuvvetliler yaşayıp zayıflar ölüyordu.)
Siz içi buz dolu 2 tane kamyoneti çekebilir misiniz?Kınkanatlılar familyasından bir böcek kendisinden 143 defa daha ağır oyuncağı çekmiştir.
Bir sivrisinek bir öğünde kendi ağırlığı kadar kan emebilir.
Arı 60000 çiçek ziyaret ettikten sonra bir çay kaşığı kadar bal yapabilecek nektarı toplayabilir.
Çekirge bir sıçramada vücut boyunun 20 katı mesafeyi kateder. İnsanın 3 adım atmada 100 metreyi aşması gibi..
TEBESSÜM EDEN YÜZLER
Hawai adalarında bir örümceğin karnında tebessüm eden yüz şekli var kuşlardan kendini koruyor.
Eğer yılanların derisi de diğer canlılar gibi olsaydı sürünürken parçalanabilirdi. Kemik gibi sert olsaydı,eğilip bükülemez,dar yerlerden geçemezdi. Temiz bir cam üzerine konulan yılan hiçbir yere gitmeden,sadece olduğu yerde kıvrılabilir. Elsiz ayaksız yılana savunma için Allah dil vermiştir. Bütün omurgalılarda kafatası kemikleri birbirine kaynaşmış olduğu halde yılanda çene kemiği esnek doku eklemlidir. Bu sebeple yılanın ağzı o kadar fazla açılabilir ki kendinden büyük hayvanları da yutabilir. Büyük avı yutarken nefessiz kalacağı için yedek nefes deliği vardır.
Bir kedinin beyin membranı alınmıştı. Bu deneyden sonra kedi görünüşte normal yaşamına devam ediyordu. Ama bütün iradesi kaybolmuştu. Burnunun dibinden geçen bir sürü fare gözlerinde hiçbir pırıltı meydana getirmedi. Buna mukabil başka bir kedinin beynini olduğu gibi bıraktılar ama omuriliğin bütün sinir düğümcüklerini aldılar. Kedi yaşamaya devam etti. Önüne bir sürü fare gelene dek. Kedinin bütün dikkati farelerde toplandı,kalbi durarak öldü. Çünkü fare kedinin beynine barsak cidarlarının hareket etmesi,bezlerin ifrazat yapması,kalbin çarpması gibi emirler göndermesini unutturmuştu. Her şey yerli yerinde yaratılmış değil mi?
Plecippus Paykulli kendisine av olarak seçtiği kara sineğe ağını bir yere bağlıyor ve iple kapıp geri geliyor. 1/25.000.000 saniye... Hidrolik mekanizmayla işleyen örümcek ayak kaslarının bu kadar kısa zaman içinde kasılıp genişlemesi dikkat çekicidir.
ÖRÜMCEKLERİN DÜNYASI
Örümceklerin her türünün kendine has olan bir ağ şekli vardır. Her örümcek hiç öğretilmeden hangi şekilde ağ yapacağını bilir. Ağın ipeksi telcikleri iplik halinde salgılandığı anda havanın etkisiyle katılaşan albüminsi bir proteindir. Bizim gözle görebildiğimiz her iplik aslında birçok iplikçiğin birleşmesinden meydana gelmiştir. Çapı 0,03 mikrondan fazla değildir. Ağı kurar ipin ucunu tutarak pusuda bekler. Ağ kurarak avlanmayı örümceklere hangi usta avcı öğretti.
Bazı örümceklerin zehirleri hafifletilerek epilepsi,felç ve erken bunama gibi hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.(Bloke edici özelliği var.)
Bal arıları çiçeklere uçarken yönlerini cisimlerden yansıyan ışığın açılarını kullanarak bulurlar. Çiçeklerin desenlerini ve şekillerini düşük netliğe sahip hayali fotoğrafik görüntü ile hafızasında tutuyor.
Arılar eğer kovan içi sıcaksa yumurtalarını soğutmak için kanat çırparlar.Şayet kovanın içi soğuksa yumurtaların etrafına toplanarak onları ısıtır.
Görememelerine rağmen harika bir şekilde yuva yapan termitler, yuvalarının ısısını,nemini,ışığını mükemmel bir şekilde ayarlarlar. Termitler nemli karanlıklı yuvalarından alınınca hemen ölürler. Termitler zeminin 4 metre aşağısında bir su cetveli kazarak yukarıdaki yuvaya suyun buharlaşmasını temin ederler. Ayrıca yuvanın duvarını öyle ayarlarlar ki,yuvaya giren,çıkan havadan oksijen ve sıcaklığın 30 derece olmasını sağlarlar.
Porsuk pis sayılmasına rağmen kürkünü temiz tutar, ayrıca yuvasındaki pislikleri uzağa atar.
FARELERİN TEMİZLİK DÜŞKÜNLÜĞÜ
Fil hortumunu duş gibi kullanır. Çamur banyosu yapar.
Fareler uyanık kaldıkları sürenin yarısında kürklerini dişleri ve ayakları ile sistematik şekilde temizlerler.
Küçük kuşlar timsahın ağzına girer ve dişlerini temizlerler.
Günümüz modern uçaklarından F.15 kartala kıyasla F 16 Çekirgeye kıyasla F 4 Fantom uçakları da bir kuşa kıyasla çok hantal ve ağır kalır.Bir sinek manevra açısından bunlardan daha kabiliyetlidir. Halbuki biz akrobosi yapan bir uçak gördüğümüzde ona hayran kalırız. Aynı zamanda dik ve baş aşağı uçuşta pilotlar sıhhi açıdan zorlanmaktadır.. Dikine iniş kalkış yapan Harrier uçakları bu konuda arılara yetişemezler. Ses üstü hıza sahip Konkort uçakları kuşlardaki aerodinamik yapıdan çok uzaktır. Kuşlar akılsız ve şuursuz oldukları halde günümüzde havacıların kol uçuşu olan V nizamını nasıl uyum içinde uçuyorlar.
Balinalarda kardeşlik ibret vericidir. Yaşlanıp kuvvetten kesilen balina hava temini için bir müddet su düzeyine çıkamayacağını anlayınca karaya vurur. Vurmadan önce kuyruğu ile denize vurarak arkadaşlarından yardım ister. Sinyali alan sürü hep birden ona yardıma koşar. Yakın bir zamanda 280 balina karaya vurmuş 180 tanesi balıkçılar tarafından kurtarılmıştır. En kötüsü sürü liderinin karaya vurmasıdır O zaman hiçbiri kurtarılamamaktadır.
Bir jet aşağıya inerken aşağıya taşıyıcı sisteme yaptığı baskı 16.500 kg’lık bir ağırlığın hareket eden bir kamyonun üzerine düşmesine benzer bir darbe yapar. Mühendisler kullanılmadığı zaman rahatça bükülebilmesinin yanında şok emicilik sıçrama ve çevikliği sağlama gibi hususiyetleri olan esnek hidrolik diz kapaklarına sahip olan iniş takımları planlamaktadır. Halbuki çekirgede bu en mükemmel şekilde var.
Güçlü kaslarla donatılmış bir filin sadece hortumu vücudumuzdaki kas sayısının 70 mislidir.(400.000 kas)Fil bu hortumu ile bir ağacı dozer gibi köklemekten,bir toplu iğneyi toplamaya kadar her işi yapabilir.
Fare piresi 3 gün boyunca durmaksızın saatte 600 defa sıçrayabilir Chironomus Plumosa bir dakikada 133.000 kez kanatlarını çırpmaktadır. Hint Sağanağının uçuş hızı saatte 160 km’dir...
KUTUP AYILARININ BUZDAN SIĞINAKLARI
|

Antarktika 'nın soğuk ikliminde yaşayan dişi kutup ayıları, eğer hamilelerse veya yavruları varsa kendilerine kar yığınlarının altında yuva yaparlar. Aksi takdirde yuvada yaşamazlar. Yavrular genellikle kış ortasında doğarlar. İlk doğduklarında tüysüz, kör ve çok küçüktürler. Kış ortasında doğan bu son derece savunmasız ve bakıma muhtaç yavruların yaşayabilmeleri için bir yuvalarının olması şarttır.
Tipik bir yuva, 2 metre uzunluğundaki bir tünelle, çapı yaklaşık yarım metre olan yuvarlak bir alandan oluşur. Yüksekliği de yaklaşık yarım metre kadardır. Ancak burası, sıradan ve basit birkaç işlem ile yapılmış bir barınak değildir. Her yerin kar ve buzla kaplı olduğu böyle bir ortamda kar yığınlarının altı, son derece profesyonel bir şekilde kazılmış ve yavruların yaşamı için gerekli olan önemli detaylar göz önünde bulundurulmuştur.
Bu yuvaların genellikle birden fazla odası vardır ve kutup ayıları bu odaları yuvanın girişinden daha yüksek seviyede hazırlarlar. Böylece odalardaki sıcak havanın girişten dışarı çıkması engellenmiş olur. Yuvanın üzerine ve girişine kış boyunca kar yığılır. Kutup ayısı ise bu kar yığınının içinde sadece hava girecek kadar dar bir kanalı açık bırakır.
Anne ayı barınağının tavanını kimi zaman 75 cm'den başlamak üzere 2 m'ye kadar varan bir kalınlıkta İnşa eder. Tavanın kalınlığı iyi bir yalıtkan görevi görür. Yani yuvadaki mevcut olan ısıyı korur. Yuvadaki sıcaklık da bu sayede sabitlenmiş olur.
Norveç Oslo Üniversitesi'nden araştırmacı Paul Watts, bu yuvalardan birinin tavanına bir cihaz yerleştirerek ısıyı dikkatlice ölçmüş ve hayli ilginç bir durumla karşılaşmıştır. Bu uzun çalışma esnasında dışarıdaki ısı -30 dereceye kadar düşerken, yuva içindeki ısı 2 ya da 3 derecenin altına hiç düşmemiştir. Anne ayının karın kalınlığına göre değişen yalıtım özelliğini nasıl bilebildiği ise, bilimadamları tarafından hayli merak konusu olmuştur. Bu ılık ve korumalı ortamda anne ayı enerji depolar ve vücudundaki yağ rezervlerini de kış uykusu dönemine göre ayarlar.
Ancak bunlardan çok daha ilginç bir durum söz konusudur. Anne ayı kış uykusuna girdiği bu dönemde hiç enerji harcamamak ve yavrularının daha iyi beslenmesini sağlamak için metabolizmasını düşürür. 7 ay boyunca metabolizmasındaki yağı, proteine çevirir ve yavrularının beslenmesini sağlar. Bu nedenle 7 ay boyunca kendisi hiç beslenmez. Kalp atışı oranını dakikada 70'den 8'e kadar indirebilir ve metabolizmasını yavaşlatır. Bu dönemde yemek yemediği gibi doğal ihtiyaçlarını da karşılamaz. Böylelikle yavrularını doğuracağı dönemde fazla enerji harcamamış olur.
|
AĞAÇ TAŞIDIĞINIZ VİNÇLE YERDEN BEZELYE TOPLAYABİLİR MİSİNİZ?
|
Fillerin hortumu tek bir uzantı şeklinde olmasına karşın tahmin edileceğinizden çok daha fazla işleve sahiptir. Hayvan, bir yandan hortumu ile söktüğü tonlarca ağirlıktaki bir ağacın gövdesini taşıyabilirken, öte yandan bir bezelye tanesini yerden alıp ağzına atabilir. Ayrıca yıkanmak ya da su içmek için 4 litre suyu taşıyabilir veya bir fıskiye gibi püskürtebilir. Yerine göre borazan gibi kullanarak sürüsünü toplayabilir veya kaçmaları için uyarabilir. 50 bin adet kasla çevrili bu organ mükemmel dizaynı sayesinde çok fazla incelik ve hassasiyet gerektiren bir işlemi yapabilme kabiliyetine de sahiptir.
Bilgisayar ve elektronik teknolojisi büyük ilerlemeler kaydetmesine karşın; bir filin hortumu kadar hem güçlü hem de hassas işler yapabilen makineler, robotlar üretilememiştir. Filin hortumu özel olarak tasarlanmış bir organdır. Her özelliğiyle Allah'ın yaratma sanatındaki kusursuzluğunu bizlere gösterir.

Peki bu mükemmel mekanizma nasıl var olmuştur? Akıl ve vicdan sahibi bir insan için, bunun "yaratılmış" olduğunu anlayıp hissetmek zor değildir kuşkusuz. Bu organın tesadüfler sonucu var olduğunu öne süren evrimcilerin iddiası son derece gülünçtür. Çünkü, evrimciler, organların tesadüflerin birbiri üzerine eklenerek var olduğunu öne sürerler. Oysa fil hortumu üzerindeki her bir kas yerli yerinde olduğunda çalışabilir. Şüphesiz kasların boylarında ya da kuvvetlerindeki en ufak bir farklılık onu işlevsiz kılardı.
|
KARACALARIN KAMUFLAJ ÖZELLİĞİ
|
Bazı memeliler renkleri nedeniyle doğal olarak kamufle olurlar. Ancak kimi zaman yavruların annelerinin yönlendirmesine ihtiyacı olabilir. Bu hayvanlardan biri de karacalardır.
Anne karaca yavrusunun kamuflaj özelliğini onun adına bir avantaj olarak kullanır. Yavrusunu çalılıkların arasında bir yere gizler ve onun kalkmadan oturmasını sağlar. Yavru karacanın kahverengi derisinin üzerindeki beyaz benekler güneş ışığı ile karışır ve uzaktan bakıldığında yavru karaca kesinlikle fark edilemez. Üzerindeki beyaz benekler çalıların arasında yere vuran güneş ışınlarının yansıması gibi algılanır. Birkaç metre öteden geçen bir düşman bile yavru karacayı seçemez. Anne karaca ise yavrunun gizlendiği yerin hemen ilerisinde durarak onu gözler. Ancak kesinlikle dikkatleri yuvaya çekecek bİr davranışta bulunmaz, son derece temkinli davranır. Sadece beslemek için yavrusunun bulunduğu yere gelir. Ormana geri dönmeden önce ise, yavrusunu burnu ile iterek tekrar yere oturtur. Yavru ara sıra ayağa kalkacak olsa bile, duyduğu en küçük bir seste hemen geri oturacaktır. Yavru annesinin yanında koşabilecek duruma gelene kadar bu şekilde gizlenir.
Ördek köstebeği olarak adlandırılan Ornitorenkler'in ilginç özelliklerinden biri dişilerinin 7.5-10.5 m. uzunluğunda, dönemeçli yuvalar kazmalarıdır. Hayvan tünelin ucuna bir yuva odacığı kazar ve bu bölmeyi öncelikle ıslak ot ve yapraklarla astarlar. Dişi, ot ve yaprak yığınlarını kuyruğu ile taşır. Islak otlar yumuşak kabuklu yumurtaların kurumasını engellemeye yarayacaktır. Çiftleştikten iki hafta sonra, dişi Ornitorenk yumurtlamak için yuvaya çekilirken, tünele yer yer toprak engeller yapar. Kalınlığı 20 cm. kadar olan bu engelleri kuyruğuyla bastırarak sağlamlaştırır. 7 ila 10 gün süren kuluçka döneminde yuvasından ender çıkar; her çıkışında toprak engelleri yeniden yapar. Bu engeller Ornitorenkler için bir savunma aracıdır.
|
KOALA'YA TIBBİ BİLİMLERİ KİM ÖĞRETTİ?
|
Avustralya'da Okaliptüs ağacının 600'den fazla türü olmasına karşı, koalalar bunların sadece 35 kadarını kullanırlar. Okaliptüs ağacı bir koala için yalnız barınak değil, aynı zamanda önemli bir besin kaynağıdır. Hatta okaliptüs yapraklarının koalanın yegane gıdası olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Okaliptüs yaprakları koalalar için hem bir besin hem de iyi bir ilaçtır:
Okaliptüs yaprakları bir dizi tıbbi etkiye sahiptir. Yapraklar eterik yağ içeririler. Bu yağ birçok hayvan için öldürücü nitelik taşıyan kimyasallar taşır. Buna karşın koalanın karaciğeri bu maddenin zehrini tesirsiz hale getirir. Koalaların sahip oldukları karakteristik kokunun da kaynağı bu yağdır. Tüm vücuda sürülen yağın bir kısmı uçmakta bir kısmı ise vücut içine girmektedir. Böylece hayvanın vücuduna musallat olan parazit haşereler kürk içerisinden yere dökülür. Fakat Koalanın şaşırtıcı özellikleri bu kadarla kalmaz. Eğer vücut sıcaklığını düzenlemesi gerekiyorsa o zamanda bitkinin hangi yapraklarını tercih etmesi gerektiğini biliyormuşçasına hareket eder: Vücut sıcaklığı düşükse, yani üşüyorsa o zaman "phellandren" yağı içeren yaprağı; bunun tersinde ise ateşi varsa "cineol" içeriği yüksek yaprakları çiğ- neyerek vücudunun serinlemesini sağlar. Bunun dışında okaliptüs yapraklarında bulunan diğer yağlarda kan basıncını düşürür ve kaslarının dinlenmesine neden olur. 1 Okaliptüs yapraklarının barındırdığı kimyasal maddeler ağaçtan ağaca değiş- mektedir. Hatta bir okaliptüs ağacında, iki farklı tipte yaprak mevcuttur. Koala bir tıbbi eğitim almış olamayacağına göre, İhtiyacı duyduğu maddenin, hangi tür okaliptüs ağacında olduğunu nasıl anlayabilmektedir?
|
BARAJ MÜHENDİSİ KUNDUZLAR
|

Kunduzlar, gerçek birer mühendis gibi hesaplar yapar ve aynı usta bir inşaat işçisi gibi çalışarak olağanüstü tasarıma sahip olan yuvalar inşa ederler. |
Kunduzlar, gerçek bir mühendis gibi hesaplar yapar ve tıpkı usta bir inşaat işçisi gibi çalışarak, olağanüstü bir tasarıma sahip yuvalar inşa ederler. Ayrıca, aynı akıl almaz ustalıkla, yuvalarını inşa edecekleri akarsuyun hızını kesecek barajlar kurarlar. Bunun için ise oldukça yorucu ve birkaç aşamalı işler yaparlar. Öncelikle, hem beslenebilmek hem de barajın ve yuvanın inşasında kullanabilmek için bol miktarda ağaç kütüğü ve dal elde etmeleri gerekir. Bunun için ağaçları dişleri ile kemirerek yere devirirler. Ancak bu kesme işlemi sırasında önemli bir hesaplama yaptıkları gözlemlenmiştir: Kunduzlar genellikle rüzgarın su kenarına doğru estiği yerlerde çalışmayı tercih ederler. Böylece kunduzların kemirdikleri ağaçlar suyun bulunduğu yöne devrilirler ve bu, kunduzların kütükleri taşımalarında büyük kolaylık sağlar.
Kunduz yuvaları oldukça detaylı bir tasarıma sahiptir. Her kunduz yuvasının iki sualtı girişi, su düzeyinin hemen üstünde bir beslenme odası, daha yukarı bir düzeyde kuru bir uyuma odası ve bir havalandırma kanalı bulunur.

Solda bir kunduz, yuvası için gereken barajı inşa ederken görülüyor. |
Kunduzlar, topladıkları malzemeleri üst üste yığarak yuvalarının dış cephesini oluştururlar. Ancak, bu malzeme yığınında hiçbir delik veya yarık kalmamasına büyük özen gösterir, dallarla veya çamurla bunları kapatırlar.
Bu yuvayı oluşturan malzeme, yuvayı erozyondan korur ve soğuğu dışarıda tutar. Kış iyi bir kar örtüsü sağladığından, dışarıdaki sıcaklık –35°C'ye bile düşse yuvanın içindeki sıcaklık donma noktasının üstünde kalır. Kunduzlar ayrıca kışın besinsiz kalmamak için yuvalarının yanında gizli bir sualtı yiyecek deposu bulundururlar.
Bu arada kunduzlar, birbirlerine ağlarla bağlanmış, genişliği 1 metre kadar olan kanallar açar ve bu kanallar aracılığı ile yüzlerce metre ilerideki kuru ve daha yüksek alanlara çıkabilirler. Bu su kanallarının asıl amacı kunduzların besinlerini sağladıkları ağaçlara ulaşabilmeleridir.

Kunduzun mimari bir başarıyla inşa ettiği yuvasının çizim resmi. |
Kunduzların inşa ettikleri barajlar da, bitkiler ve taşların yığılmasıyla yuvanın yapılışına benzer bir yöntemle yapılır. Kunduzlar iki kıyı arasında uzun üçgen bir dal yığınıoluşturanakadar dalları birbirine bağlarlar. Malzeme yığmak ve yarıkları doldurmak içinkümeyi tırmanıp aşarak, akıntıya karşı yönde çalışırlar. Suyun barajı aştığı ya da aralarda boşaldığı yerlere çamur veya dal eklerler. Böylelikle baraj, sığ bir akarsuyu derin bir havuza dönüştürür. Bu da kunduzlara kış için yiyeceklerini depolayabilecekleri bir yer sağlar, yüzebilecekleri suyun alanını genişletip, yiyecek ve inşaat malzemesi taşımayı kolaylaştırır. Ayrıca yuvalarının da güvenli birer sığınak olmasını sağlar. Aynı, hendekle çevrili kaleler gibi kunduzların evlerinin de saldırıya uğraması neredeyse imkansızdır. 1
Burada kısaca özetlediğimiz kunduzların bu davranışlarının her aşaması akıl, plan, hesap ve bilgi içermektedir. Ancak tüm bu özellikleri kunduzlara ait olarak değerlendirmek elbetteki mantıklı bir çıkarım olmayacaktır. Çünkü kunduz bilinci olmayan, dolayısıyla hiçbir akıl gösterisinde bulunamayacak bir hayvandır. Öyle ise kunduzun bu davranışlarının nereden kaynaklandığı sorusunun bir açıklaması bulunmalıdır. Bu akıl ve plan kunduzun kendisine ait değilse kime aittir? Elbette kunduzların ve ileride sayısız örneğini göreceğimiz tüm canlıların üstün özelliklerini ortaya çıkaran, onlara akılcı planlar yaptıran, onları yaratan ve tüm bunları ilham ile emreden, sonsuz akıl ve kudret sahibi olan Allah'tır.
Yunuslar, bilim adamlarını uzun süre şaşkınlığa düşürmüş olan çok büyük hızlarla yol alırlar. Yunusların, bedenlerinin çevresinde kusursuz bir su akışı vardır. Bu akışın nedeni yunusların derisi üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda bulunmuştur. Yunusların derisi üç katmandan oluşur. Dıştaki katman incedir ve çok esnektir; içteki katman kalındır, katmana plastik kıllı bir fırça görünümü veren ve yine esnek olan çubuklardan oluşur. Katmanların üçüncüsü olan ortadaki katman ise, süngerimsi bir maddeden yapılmıştır. Böylece, son hızla yüzen yunusa değen sudan bir girdap oluşmaya başladığı zaman, dış deri, bu girdabın neden olduğu aşırı basıncı iç katmanlara iletir ve iç katmanlar bu aşırı basıncı söndürürler. Oluşan girdap, böylece büyümeye zaman bulamadan kaybolmuş olur.
Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı:212, Temmuz 1985, s.20
Yunusların kubbe biçimindeki kafa çıkıntılarının "damla"yı andıran biçiminin suyu çok daha iyi yardığı anlaşılmıştır. Bunun üzerine gemilerin çoğuna, yunus kafasına benzeyen bir pruva şekli verilmiş, bu da hızın yükseltilmesini ve yakıttan yaklaşık %25 oranında ekonomi yapılmasını sağlamıştır. Bilim ve Teknik, Sayı 231, s.9
Deniz kobrası, dünyanın en zehirli yılanıdır.
Filler zıplamayan tek memelilerdir.
Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.
2 bin 600 kurbağa cinsi vardır.
Bir sineğin, saatteki hızı 8 km’dir.
Yunuslar, gözleri açık uyurlar.
Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır.
Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.
İnek sütünün pH değeri 6’dir.
Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir.
Dalmaçyalilar gut olmayan tek köpek cinsidir.
Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.
Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.
Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden daha fazladır.
Hipopotamlar insandan daha hızlı koşarlar.
Meşe ağaçları elli yasına gelmeden meşe palamudu üretemezler.
Aslanlar bir günde 50 kez çiftleşebilirler.
Sadece dişi sivrisinekler ısırır.
Köpeklerin ter bezleri ayaklarındadır.
Larry Hagman (JR.)Dallas dizisinin setinde hiç kimsenin sigara içmesine izin vermezdi.
Salatalığın yüzde 96’si sudur.
Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.
Peru’da hiç umumi tuvalet yoktur.
Timsahlar renk körüdür.
Yarim kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundadırlar.
Sadece dişi kanaryalar ötebilir.
Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yasayabilirler.
Havuca rengini karoten verir.
İnciler sirkede erir.
Zikir anmak, Allah’ı hatırlamak, her sözünde ve her işinde O’nun emirlerine uymak, yasakladıklarından sakınmak. (Bkz. Tasavvuf) Anma, anımsama, ezberleme, hatırlama. Söylenmesi tavsiye edilen hamd, sena ve dua için kullanılan sözler. Bazı alimler zikri, insana sevap kazandıran her türlü hareket olarak tarif etmişlerdir.
Yeni Zelanda’da yaşayan Kea adında bir cins papağan araba pencerlerinin etrafındaki kauçuk şeritleri yer!
Kaydedilen en uzun tavuk uçuşu 13 saniyedir
Dünyadaki beyaz karıncaların toplam ağırlığı insanlarin 10 katıdır.
Eşeklerin gözleri dört ayaklarını da görebilecek şekildedir.
Kedilerin her bir kulağında 32 adele vardır.
Kutup ayıları solaktır.
Zürafalar 35 cm. uzunlukta siyah bir dile sahiptirler.
Hayvanlar aleminde sadece domuzlar güneşten yanabilir.
Yeni Zelanda Güneybatı Pasifik Okyanusunda, iki büyük ada ve birçok küçük adalar üzerinde kurulmuş, 34°25’-47°17’ güney enlemleri ve 166°27’-178°35’ doğu boylamları arasında yer alan bir güney yarım küre ülkesi.
Baykuş, mavi rengi görebilen tek kuştur.
İnsanları parmak izinden, köpekleri ise burun izinden tanımak mümkündür.
Develerin üç tane kaşı vardır.
Kirpiler suyun üzerinde batmadan kalırlar.
Istakozların kanı mavi renktedir.
BAYKUŞ (Strix);
Alm. Eule(f), Fr. Hibou, İng. Owl. Familyası: Baykuşgiller (Strigidae). Yaşadığı yerler: Ağaç kovukları, harabeler, kuleler, terk edilmiş kuş yuvaları. Antarktika hariç dünyanın her yerinde. Özellikleri: Gece avlanan yırtıcı kuşlardır. Ömrü: 60-70 yıldır. Çeşitleri: Boyları 18-70 cm arasında değişen 123 kadar türü vardır. Bunlardan alaca baykuş, ak baykuş, cüce baykuş, puhu, kukumav, peçeli baykuş meşhurlarıdır.
Öne doğru yönelmiş Eski Mısır’da kediler kutsal hayvan sayılıyordu ve öldükleri zaman insanlar saygılarını göstermek için kaşlarını kazırlardı.
Mısırın ilk devirleri(4 binyıl-M.Ö.16. yy)
Mısır, eski dünyanın ilk siyasi birliğidir. Bu erken doğuşta raslantı dan çok olağanüstü şartların oluşturduğu bir yazgı vardır. Bu ülkenin siyasi, etnik manevi dayanıklılığı, sürekliliği bu oluşumu belgeler. Mısır imparatorlğuu, Asyanın büyük imparatorluklarından da, Roma İmparatorluğu’ndan da uzun ömürlü olmuştur.
Fil yavrusu, hortumuyla annesinin kuyruğuna tutunarak dolaşır. Sürü içindeki dişiler doğumlarını birbirlerine göre ayarlayıp sırayla doğum yapıyorlar.
Kuş örümceği sırtında 300 yavrusuyla gezer.
Keseli farenin yavruları annelerinin sırtına ısırarak tutunur.
Salyangozların 25 bine yakın dişi vardır.
Yılanlar duyamaz.
Zürafalar yüzemez.
Kediler şeker tadını ayırt edemez.
Timsahlar, dillerini dışarıya çıkaramazlar.
Kangurular, geriye doğru yürüyemez.
Kelebekler, ayakları ile tat alırlar.
Atlar, bir ay ayakta kalabilirler.
Fareler kusamaz.
Yılanlar duyamaz.
Kirpiler suda batmaz.
Sineklerin 5 tane gözü vardır.
Develerin 3 tane kaşı vardır.
Bir sineğin hızı saatte 8 km.dir.
İstakozların kanı mavi renktedir.
Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.
Sığırların 4 tane midesi vardır.
Kangurular geri-geri yürüyemezler.
Atlar 1 ay kadar ayakta kalabilirler.
Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.
Baykuş mavi rengi görebilen tek kuştur.
Deniz kobrası dünyanın en zehirli yılanıdır.
Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir.
Kediler şeker tadını ayırt edemezler.
Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.
Deve deniz suyu içebileceği gibi bir defada 250 litre su da içebilir.
Karınca kendi ağırlığının 50 katını taşıyabilir.
Çekirgenin kulağı dizindedir.
Avusturalya’da yaşayan Rheobatrachus Silus türü kurbağalar yavrularını midelerinde büyütür.
Zürafanın kalbi 350 mmHg.’lik bir basınçla kan pompalayacak kadar güçlüdür.
Bir pire kendi vücut yüksekliğinin 100 katından fazla yükseğe sıçrayabilir.
Öte yandan pirelerin kan damarları yoktur. Vücudun iç kısmı tümüyle, berrak akıcı bir kanın içinde yüzer.
Bazı yılanların 0.028 gramlık zehiri, 125.000 fareyi öldürecek kadar güçlüdür.
Yılanların çene kemiği olmadıgından ağızlarını diledikleri kadar çok açabilmektedirler.
İnsan vücudunun radyasyona direci 600 rads dolayındadır.Oysa akreplerde bu direnç 40-150 bin rads’a kadar yükseliyor.
Bukalemun dili kendi uzunluğunun 1,5 katı mesafeye kadar ulaşır